26 Kasım 2010 Cuma

Levrek üstü Makarna!



Hafif bir akşam yemeği istedi canım. Ama salata da yemek istemedim. Makarna yiyebilirim ama öyle uzun uzadıya soslu, yarısında ağır gelecek birşey de olmamalı. Süper, Yaz Makarnası! 

Bu karışımı The House Cafe' de yedikten sonra İzmir' de bir gün  canımın çekmesi faciaya yol açmıştı. Bir sürü yer gezip hiçbir yerde "fresh" bir makarna bulamadıktan sonra oturduğumuz ilk yerde bu tarifi yapmalarını istedim.Tarif neydi ondan pek emin değilim, söylediklerim sadece  peynir, domates ve herhangi bir yeşillikti. 
Elbette gelmedi. Eminim böyle bir yemek de gözlerinde canlanmamıştır.

Lafı uzatmadan, hafif, içindeki tatların pürüzsüz karıştığı ve hiç belli olmasa da kayda değer acılığı olan Levrek başlangıç olarak, yaz makarnası ise ana yemek olarak afiyetle yendi. 
Ne midemiz şişti, ne sıradan tatlar kapladı ağzımızı. 

İtinayla deneyiniz!

24 Kasım 2010 Çarşamba

Nişantaşı' nın Yeni Lobisine Buyrun!




Bizim ülkemizde otel lobileri pek revaçta değildir. Alışmamışız otel lobilerinde içki içip sohbet etmeye..Ondandır birsürü emek harcanmış nice otel lobileri orda zaman geçirmeye pek vakti bile olmayan otel müşterilerine bırakılır. Halbuki şehirdeki birçok kafeden, restauranttan daha iyi olurlar çoğu zaman. Atmosferlerini sevmeyiz de gitmeyiz çünkü kimse gitmediği için atmosfer yaratılmaz. 
Yanlış cevap.
Fotoğrafları çekip sonra kendimi Nişantaşı göbeğindeki kafelerden birine atıp yazabilirdim bu postu ama hala aynı yerde oturuyorum. 
Neden mi?
Fotoğraflardan ayrıntılı anlayabileceğiniz üzere, The House Otel Nişantaşı 'nın lobisi müşteriyi kovmuyor. Hadi gidin de işimize bakalım diyen çalışanlar yok ya da otel müşterisi değilsiniz diye sizinle ilgilenmeyen. İtiraf edin, bazen otel lobileri, gelip de oda numarası soracak, kalmadığınızı söylediğiniz de ise hizmet vermekten keyif almayacak çalışan suratlarının kabus yeridir.
Şimdi kendinizi rahat hissedin. Hatta tatilde hissedin. Birileri yanınızda otele check-in yapar,birileri gülerek yine geleceğini bildirirken tatilci insanın huzurlu keyfinden faydalanın:)
Mimari tasarımı Autoban tarafından yapılmış The House Hotel Nişantaşı lobisi bugünkü konumuz. Merak etmeyin detaylı olarak bütün otel yazılacak. 

Nişantaşında Prada 'nın iki kapısı arasından büyülü bir dünyaya girin şimdi. Otel girişinin Prada vitrinleri arasından olması büyük avantaj, istemsiz bir şıklık zaten gönlünüze yerleşiyor. Asansörle ikinci kata çıktığınızda   Lobi katına geliyorsunuz. Lobide yalnızca resepsiyon yok. İlk girişte karşınıza çıkan harika bir oturma alanı var, bknz. ilk resim!
Oturup dergi karıştırabilir, otel müdürüyle sohbet edebilir, bir kahve ya da güzel bir beyaz şarap yudumlayabilirsiniz.
Bir tarafında resepsiyon masası müşterileri karşılarken diğer taraflarda küçük küçük masalar hazır ve nazır beklemekte.
Ve elbette küçük ama çok şık bir bar sağdan parlıyor olacak. Süper dizayn edilmiş bu bar ne gündüzleri sizi yoruyor ne de geceleri sönük kalıyor, tam ayarında.
Bardan alkollü alkolsüz, sıcak soğuk her türlü içecek temin ediliyor.
Sabahları 10.30 ' a kadar süren kahvaltı dahil gün içinde menüden yemek seçebilirsiniz.

The House Cafe' lerle bir bağlantısı olmayan otel mutfağının yine de sırtını yemekleriyle nam salmış The House Cafe güvenine dayaması mühim. Gözüm kapalı güvenebilirim bu mutfağa demek oluyor. 
Lobide bir de çok büyük olmayan bir toplantı salonu var. Şirket toplantıları gibi organizasyonlar için kiralanıyor.
Ayrıca kondüsyon çalışmak için yeterli, yürüyüş bandı ve bisiklet bulabileceğiniz küçük bir gym de lobi katında hizmette.
Web sitesi için buraya tıklamanız yeterli.

Yemek kokan, iş çıkışlarında tıklım tıklım olan, uğultuyla günün yorgunluğunun birleştiği o çaresiz zamanlarda güzel bir kaçış noktası.
Görmeden karar vermeyin.











23 Kasım 2010 Salı

Türk Usülü Meze Tabağı


Akşam saatlerinde şehri yağmur ve fırtına esir almışken ben mi şanslıydım? O sıralarda The House Cafe Tünel'de günün yorgunluğunu atarken menüde hep gördüğüm ancak hiçbir zaman yemediğim o yemek ilişti gözüme. Daha doğrusu başlangıç. Gerçi belirtmeliyim ki tek başına oturup yersen akşam yemeği sayılıyor üstüne başka bir şey yenmiyor. En iyisi iki kişi paylaşmak..
Ancak Meze Tabağı tek başına akşam yemeği olacak kadar var. Bir kere içinde en sevdiğim şeylerden biri olan humus var..Bir tarafında nefis semizotu yoğurda bulanmış domates ve cevizle süslenmiş  duruyor, diğer tarafta patlıcan ezme! Nefis!  Ve son olarak domates'in baharatla karşı konulmaz birleşimi: çingene salatası!

Üstelik bunların bir de taptaze,kıtır kıtır dağılan çıtır pideyle yendiğini düşünün!

Ne var bunda demeyin, becerebilene evde yapılmasına yapılır,ama mühim olan ev tadında dışarıda yiyebilmek değil midir bazen! Kaçımızın aklına gelirdi yoğurtlu semizotuna küçük domates parçaları ve ceviz eklemek?

Yanında bir-pardon iki :), kadeh Blush da ısmarladınız mı tamamdır. Pişman olmayacağınızın garantisini veriyorum!

      p.s. Yakında kış menüsüne geçiliyor elinizi çabuk tutun, menü değişmeden bir güzel tadını çıkarın.



22 Kasım 2010 Pazartesi

Pazartesi Martini'leri


Hava alanında harika popo sallayan 8 yaşlarında bir kız çocuğunu izlerken bu gece ne içeceğimi düşündüğümü fark ettim..Böyle başlayınca kötü oldu, kötü bir niyetim yok, kız harika dans ediyor. Malum Shakira dansı diye birşey meşhur olduğun beri kız çocukları bulaşıkçı, ev hanımı, öğretmen, anne gibi rolleri dansöz rolüyle değiştirmeye başladı. Konuyu dağıtmadan bense hem dik dik kızı izleyen gözlerimi farkedecek biri olursa diye tırsmakta hem de watermelon Martini'yi ne kadar özlediğimi düşünmekteydim! Bütün yazımın en iyi içkisi olması tesadüf müydü yoksa ben zaten daha içmeden ona aşık olmaya karar mı vermiştim..

Ortaköy The House Cafe ' deki barmen  ben bara yanaşır yanaşmaz watermelon Martini'mi önüme atsa, bu müdavim şımarıklığı eşliğinde boğaz sularına şöyle bir göz kırpıp ilk yudumu alsam sonra da İstanbul'a tekrar aşık olsam..

10 günlük tatil sonrası harika bir hafta başlangıcı olabilirdi..hala da olabilir..hala watermelon Martini yapıyorlarsa..Öğrenmek için yapılacak tek bir şey var, doğruca Ortaköy 'e gitmek:) O yoksa yerine de Apple Martini içmek!

Yaşasın,meyvesi farketmeyen pazartesi Martini ' leri :)

21 Kasım 2010 Pazar

Dj in The House:)


Kim bu adam? Dj olduğuna şüphemiz yok da nerede çalar,ne çalar,neden bu adam?

Şöyle ki The House Cafe İstiklal partileri başladı..İstiklal'in göbeğinde,mısır apartmanı merkezine konuşlanmış The House Cafe şubesinde birkaç kıştır partiler devam ediyor. Akşam gidip yemeğinizi yedikten sonra saat 23 sularında mekan kabuk değiştiriyor. Ne tıkış tıkış Taksim kluplerine benziyor ne de ağır abilerin elinde içkilerle sallandığı yerlere..Plus, Taksimde ceket giyip hangi mekana gidilir,topuklu ayakkabıyla Istiklal'den mekan mı seçilir derdine de çaredir:)

Kaliteli müzik, nefis içkiler, muhabbet de edilesi,ortalıkta dans da edilesi ışık ve ses dengesi, en azından bir kez uğranıp görülmeyi hak ediyor. Pek türkçe çalmayan Dj'imizin elbette istisnaları var:) Bir tanesi benim de her gittiğimde zorla çaldırdığım Ali Desidero..Tabi bir de arada bir Duman,Tarkan da duymanız mümkün..Sonuç olarak mekandaki insanların enerjisine ve tarzına göre esneyebilen, kaprissiz bir Dj performansı şehirde pek bulunmuyor.

Bu adama bir cumartesinizi ayırın!

20 Kasım 2010 Cumartesi

Buzluktan Kek Çıktı!


   Geçenlerde bir tatlı krizine daha yenik düştüm,ve sanırım abartmadan bu şimdiye kadar yediğim en güzel dondurmalı kekti..Hoş kendisine kek demek ne kadar doğru bilmiyorum, donmuş kek de diyebiliriz..Her bir katmanın tadını ayrı ayrı hissedebildiğiniz,ağzınızda eriyen mükemmel kek diye birşey varsa işte o bu!

  Aynı hafta içersinde 3 kez yiyerek yeni tatlı listemde bir istisna yarattım sanıyorum. Sade ve çikolatalı dondurmaya eşlik eden bademler ve en alt tabakadaki kek, en basit, en klasik birleşim..mükemmel sonuç!

19 Kasım 2010 Cuma

ev yapımı reçel mi?

Reçel denen şeyi sevmeyen var mı?Vardır da sizleri duymuyoruz şuanda:)çünkü biz reçel severler olarak her türlüsünü denemek isteriz..kahvaltının üzerine reçelle tatlı sonu yaparız..yazları Çeşme'ye gittiğimizde lor peynire bulanmış reçel arar gözümüz,bulamazsak kızarız..en çok kızarmış ekmeğin üzerinde bayılırız ve de..

Aranızda evde taptaze harika reçeller yapanlar vardır,peki ya biz yapamayanlar? Marketteki reçelleri her aldığımda daha yarısına gelmeden bozulurlar çünkü yemem..Ama yiyebildiğimiz birşeyler var ve gözümüzün önünde..Kaç kere The House Cafe'ye girip çıkıp bu reçelleri görmeden geçtiniz kimbilir..

Şeker oranı gayet düşük olan,fabrikasyon tadından uzak evimize gelen reçelleri bir The House Cafe şubesinden isteyiniz,afiyetle yiyiniz..beğenmezseniz bana gönderiniz,ben yerim:)